
'Taşacak Bu Deniz'in Hicran'ı Burcu Çavrar anlattı: Kendimle savaşmıyorum, yürüyorum"
Başarılı gazeteci Oya Çınar Burcu Cavrav ile konuştu. İşte o güzel röportaj...
Burcu Cavrar, dışarıdan çok sakin görünüyor ama içinden her an evin şımarık çocuğu çıkabilir gibi bir enerji veriyor. Son dönemde ‘Taşacak Bu Deniz’de Hicran karakteriyle ekranda. Diyor ki: Alıngan, çok beklentili ve ‘ben buyum’ diyen kişiyle teması hemen keserim. Biraz Hicran’ı, biraz da Burcu’yu konuştuk.
Burcu, ‘Taşacak Bu Deniz’le gerçekten fırtına estiriyorsunuz. Karadeniz insanın tutkusu mu geçiyor, sizi bu kadar izleten ne sence?
Tabii coğrafyanın avantajları var. Hem fiziki doğası hem de insanının doğası etkili ama orada birçok parametre var. Bir sürü şeyin doğru ve uyumlu bir biçimde bir araya gelmesi diyebilirim. Ekibin birbiriyle kimyası da yansıyor tabii.
Bazı projeler, oyuncuları da başka bir yere taşıyor. Hicran’ın senin için böyle bir karşılığı var mı?
Elbette, aksi düşünülemez. Bir iş konuşulmuyor, izlenmiyorsa sen orada hayatının performansını da sergilesen; elbette sektörel olarak bir karşılığı oluyor ama hakkını vermekse eğer, burada reytingle paralel çalışan bir mekanizma var ve bu yadsınamaz.
COĞRAFYANIN SERTLİĞİ İNSANLARIN MİZACINA DA YANSIYOR
Karadeniz’in başka bir ruhu olduğu söylenir hep. Katılıyor musun?
Karadeniz kendine özgü bir ruh taşıyor gerçekten. Coğrafyanın sertliği ve doğanın ritmi insanın mizacına da sirayet ediyor. Duyguların daha inişli çıkışlı, daha hararetli yaşandığı bir yer. Hikayeye geçen enerji de biraz o yoğun ve canlı ruh hali aslında. Ben de Karadenizli olduğum için bu dünyayı biliyorum zaten.
İstanbul’u özlüyor musun? Uzakta olmak zorluyor mu yoksa iyi mi geldi?
İstanbul’u özlüyorum hatta belki en çok özleyenlerden olabilirim. İstanbul’dayken çok sıkıldığım, kaçmak istediğim zamanlar oldu ama uzun vadede bendeki yerinin başka olduğunu fark ettim. Başlarda zorlandım ama doğayla iç içe, daha sakin bir hayat isteği beni bir süredir yokluyordu; bu açıdan kendime dönmek iyi geldi.
HİCRAN BİR YALNIZLAR KRALİÇESİ
Hicran, yalnızlıktan nefret eden ama özünde yalnız biri. Karakter olarak en büyük açmazı ne sence?
Hicran yalnızlar kraliçesi. (Gülüyor) Hatta hayattaki en büyük sınavı da bu. Hayatta kalma savaşı içerisinde hem yalnızlıkla ve sevilmekle mücadele etmek hem de kendine en çok açlığını çektiği o aileyi ve sevgiyi yaratabilmek arzusu arasında sıkışmış. Tabii yer yer dengeyi şiddetle kaybettiği de oluyor.
Onunla bir yemeğe çıksanız, en çok hangi konuda dertleşirdiniz?
Hicranla yemeğe çıksam kesin dedikodu yapardım çünkü çok malzemesi var. Aşırı eğlenirdim. Ben ona iyi bir psikolog tavsiye ederdim.
AŞK HEM YIPRATICI HEM BESLEYİCİ BİR DUYGU
Daha önce ‘aşk, gereksiz bir efor bence’ demiştin. Aynı fikirde misin?
Bazen bazı düşüncelerimin değişkenlik göstermesine çok gülüyorum ama hoşuma da gidiyor. O dönem bir şeyler bana böyle hissettirmiş belli ki, ne güzel diyorum ama şu an o kadar gereksiz bir efor olduğunu düşünmüyorum. Kişiye ve ilişkiye göre değişen, bazen yıpratıcı ama aynı zamanda besleyici bir duygu aşk.
Genel olarak hayatta sana yorucu gelen şeyler neler?
Alıngan, kişiselleştiren, beklentili ve kontrolcü kişiler ya da ben merkezli, eleştiriye açık olmayan, kendini sorgulamayan, “ben buyum” deyip çekilen kişilerle temas ve iletişim yorucu. Pasif agresif bir biçimde duygusunu sürekli üstünden karşısındakine atmaya çalışan kişilerle iletişimi de eklerim. Bu tip insanlarla uğraşacak enerjim kalmadı.
KARŞIMDAKİ KİŞİYE GÖRE KOLAY YA DA ZOR OLURUM
İkili ilişkilerde kolay biri misin sence?
Çok kolay olduğumu söyleyemem. Kişiye göre değişkenlik gösteriyorum bence. İstersem çok kolayım istemezsem zor da olabilirim. Yıldız Tilbe’nin “tutarlarsa tutarlıyım, tutmazlarsa tutarsızım” açıklaması gibi oldu. (Gülüyor)
Kendine karşı şefkatli misindir yoksa en küçük hatasında Burcu’yu tahtaya kaldırıp biraz silkeler misin?
Kendime şefkat göstermeyi 30’larıma gelince öğrenebildim. Belki hâlâ öğreniyorum da… Artık öyle hatalarımla kendimi cezalandırmıyorum, aksine tam oralarda kucaklıyorum. Tabii yeri geldiğinde bir silkelemekten de zarar gelmez.
Bir şeyler yolunda gitmediğinde kendini motive etme yöntemin ne oluyor genelde?
Bunun için ekstra bir yöntemim yok açıkçası. Benim iç motivasyonum biraz hayata nasıl baktığımla paralel çalışıyor. Bayadır da kendimden, duygularımdan gerekirse depresyondan da kaçmamaya gayret ediyorum. Yaşadığım şeyin farkına varmaya çalışıyorum. Bu da bana daha dengeli ve odaklı bir hâl kazandırıyor. Kendimle savaşmak yerine, kendimle yürümeyi öğreniyorum çünkü hayat yeterince zor. Her türlü kendinden kaçış ya da duyguları bastırmak insanı sıkıştırıyor ve asıl depresyonu o getiriyor gibi geliyor.
EVLİLİK KORKUTUCU GELİYOR AMA YOLU KİMİNLE YÜRÜDÜĞÜN ÖNEMLİ
Kendini şanslı buluyor musun?
Tabii ki çok şanslı buluyorum. Hayattayım, sağlıklıyım, sevdiklerim de sağlıklı ve hayatta. Hayallerimin, kendimin peşinden gidiyorum, yani bu çok biricik zaten başlı başına. Çok şükrediyorum sahip olduğum her şey için her zaman…
Şanssız bulduğun bir konu var mı?
Çok şanssız bulduğum bir konu yok; açıkçası ben insanın belli bir ölçüde kendi şansını da yaratabilecek gücü olduğuna inanıyorum.
Evlilik ve aile kavramı sana ne hissettiriyor?
Çok bilinmeyenli denklem gibi zaten ilişki dediğimiz şey. (Gülüyor) Aile, evlilik dediğimiz kurumlar da o denklemin hocası. Onla da olmuyor, onsuz da olmuyor gibi bir durum. O yüzden o yolu kiminle yürüdüğün, nasıl yürüdüğün önemli. Bu, tüm korkularımı yene de bilir…
OYA ÇINAR/Posta
oya.cinar@posta.com.tr

