
Fon, genel anlamda, belirli bir amaca veya yatırıma hizmet etmek üzere bir araya getirilen para havuzudur. Günlük hayatta ve finans dünyasında kullanıldığı yere göre farklı anlamlar taşır. Finansal piyasalarda en çok bilinen ve kullanılan türü ise yatırım fonudur. Yatırım fonu ile tasarruf sahipleri, gelirlerinin tüketim sonrası kısmı ile finansal piyasalardan fon satın alarak, fon karşılığı verdikleri paralarını, fonu arz edenin kullanımına sunarak, bir kazanç elde etmeyi umarlar. Tabi ki fon piyasaları arz ve talebe göre şekillendiği ve dış şoklara karşı duyarlı oldukları için kazanma ihtimalleri kadar kaybetme ihtimalleri de vardır.
Fonlar, para piyasalarından alınabileceği gibi sermaye piyasalarından da temin edilebilirler. Her iki piyasa arasındaki temel ayırım ise vade ile ilgilidir. Para piyasalarına yapılan yatırım kısa dönemde yatırım sağlayabilirken, sermaye piyasasında ise geri dönüş daha uzun zamanda olmaktadır. Gelelim son günlerde haklı olarak Türkiye gündemini meşgul eden ve birilerinin haksız kazanç 455 binin üzerinde kişinin ise haksız kayıp yaşamasın sebep olan fon meselesine. Türkiye gündemine oturan ve 800 milyar TL’nin üzerinde bir büyüklüğü kapsayan fon krizi, teknik olarak karşılıklı işlemlerle suni fiyat şişirme (cross-trading manipülasyonu) ve bunun sonucunda tetiklenen likidite (nakde sıkışma) krizidir. Olay, yasal olarak kurulmuş bazı serbest yatırım fonlarının, borsa mevzuatındaki ve gözetim mekanizmalarındaki boşlukları organize bir şekilde suistimal etmesiyle gerçekleşmiştir.
Söz konusu mesele, hem ceza hukuku hem de sermaye piyasası kanunu kapsamında suç teşkil etmektedir. Şüpheliler tarafından gerçekleştirilen fiiller, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK); md. 158/1-h (nitelikli dolandırıcılık) ve md. 220 (çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek ve üyesi olmak) kapsamındaki düzenlemeler açısından değerlendirilebilir. Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) açısından ise md. 106 (bilgi suiistimali) ve md. 107 (piyasa dolandırıcılığı) hükümleri bakımından değerlendirme yapılabilir. Tabi ki hangi kanunun hangi maddelerine göre değerlendirme yapılacağı, dosyayı inceleyen savcılığın dosyada bulunan deliller kapsamında ortaya çıkacak tespitler neticesinde netlik kazanacaktır.
Bu mesele şüphesiz aydınlatılacak, suçlular cezalarını çekecektir. Türkiye ekonomisinin zor dönemlerden geçtiği bu süreçte, parasını değerlendirmek isteyerek az çok bir kazanç beklentisi içine giren irili ufaklı tüm yatırımcıların maddi zararları da elbet karşılanmış olacaktır. Aynı zamanda bu yaşanan mesele, bize piyasa kontrolünde ve denetiminde mevcut olan yetersizliği de göstermiştir. Önemli olan bu musibetten ders çıkararak, gerekli hukuki ve idari tedbirleri almak ve benzer olayların bir daha yaşanmasını engellemektir. Türk ceza hukuku, esas olarak fiile (işlenen suça) odaklanan bir "fiil ceza hukuku" sistemidir. Ancak failin kişiliği, kusuru ve sosyal durumu da tamamen göz ardı edilmez; bunlar özellikle cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi aşamasında devreye girer. Bu nedenle failin kim olduğundan bağımsız olarak suç işleyen bir kişiye her zaman suçlu denilir. Dolandırıcı, dolandırıcıdır, suçlu, suçludur. Kökeni, aidiyeti, ideolojisi, mevcudiyeti, dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun bu böyledir. O nedenle bu meselelere böyle bakmak gerekir. Burada milli ekonomiye, milli kaynaklara yönelmiş, bilinçli bir tehdit söz konusudur. Belki de yatırımcılar, ellerindeki son parayı, çocuklarının kumbara parasını, zor şartlarda uzun süredir almayı planladığı otomobil için biriktirdiği parayı bu fonlara yatırmış olabilir. Dolayısıyla sadece maddi hukuk açısından değil, meselenin vicdani sorumluluğu da oldukça ağırdır. Aynı zamanda insanların güvenini kötüye kullanma, umutlarını ve hayallerini boşa çıkarma ve gelir dağılımında bozulmaya neden olma işin cabasıdır. Heba olan toplumun, milletin kaynaklarıdır. Bu mesele, diğer taraftan yerli ve yabancı yatırımcıların, Türk finansal piyasalarına güven duygusunu da zedeleyerek, ekonominin yatırım potansiyeline sekte vurabilir. Toplumun beklentisi, yaşanan bu olayın, tüm yönleriyle aydınlatılması ve bağlantılı ve ilgili olanların hak ettikleri cezaları almalarıdır. Bir daha böyle olayların yaşanmaması için gerekli tedbirlerin de ivedi olarak alınması bir zorunluluktur. Geçmiş olsun..



