BIST 100
14.303,63 0,36%
DOLAR
44,7647 0,06%
EURO
52,8603 0,10%
GRAM ALTIN
6.934,01 0,59%
FAİZ
39,55 -0,35%
GÜMÜŞ GRAM
114,80 1,03%
BITCOIN
74.405,00 -0,61%
GBP/TRY
60,7507 0,10%
EUR/USD
1,1786 -0,11%
BRENT
95,63 0,74%
ÇEYREK ALTIN
11.338,03 0,60%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
23 °

NEDEN TERÖRSÜZ TÜRKİYE DEDİĞİMİZ ANLAMIŞLARDIR

BAHÇELİ1122

MHP Lideri Devlet Bahçeli "İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki tüm gelişmeler karşında Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır." dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda Türkiye'nin iç ve dış güvenliğine ilişkin stratejik uyarılarda bulundu. "İç cephe" vurgusu yapan Lider Bahçeli, terörle mücadeledeki kararlılığın bölgesel gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.

"İÇ CEPHE SAĞLAM TUTULMALIDIR"
Türkiye'nin çevresindeki ateş çemberine dikkat çeken MHP Lideri Devlet Bahçeli, dış tehditleri bertaraf etmenin yolunun içerideki birliği korumaktan geçtiğini söyledi. Lider Bahçeli, "İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sınırlarımız dışındaki gelişmeler karşısında 'Terörsüz Türkiye' sürecindeki ısrarımızın temel sebepleri artık daha iyi anlaşılmaktadır," ifadelerini kullandı.

MUHALEFETE "FİKRİ SAVRULMA" ELEŞTİRİSİ
MHP'nin siyasi çizgisini ve Türk milliyetçiliği anlayışını eleştiren muhalefet partilerine sert tepki gösteren Lider Bahçeli, eleştirilerin "basiretsizlik" olduğunu söyledi. MHP’nin fikri omurgasının tartışılamayacağını vurgulayan MHP Lideri Devlet Bahçeli konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ne idrakleri bu meseleyi kavramaya, ne ufukları bu süreci okumaya, ne de çapları Milliyetçi Hareket Partisi’ni tartmaya yeter. Türk milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler, önce kendi siyasi acziyetlerinin ve fikri savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır."

“MHP, TÜRK MİLLETİNİN YEGANE KALESİDİR”
Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türk milliyetçiliğinin "yegane kalesi" olduğunu hatırlatan Lider Bahçeli, Türkiye'nin bekası için başlattıkları süreçten taviz vermeyeceklerinin altını çizdi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasının tamamı:

Konuşmanın başında sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları, sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, Gönül ve kültür coğrafyalarımızda haysiyetli bir hayatın mücadelesini veren bütün kardeşlerimize, en iyi dileklerimi sunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, her birinizi hürmetle, vefayla ve kardeşlik duygularımla selamlıyorum.

“bugün “ateşkes” diye sunulan tabloyu safdil bir iyimserlikle değil, devlet ciddiyetiyle okumak zorundayız”
Ortadoğu’da önümüze gelen manzarayı bugün münferit olarak sadece sıcak çatışma başlıklarıyla, birkaç gün sürecek gerilim dalgalarıyla, askeri harekatlara dair haber akışıyla anlamaya kalkışmak, büyük resmi ıskalamak olur. Karşımızdaki tabloda; diplomasi ile askeri harekatların, enerji kaynaklarının güvenliği ile sınır emniyetinin, uluslararası hukuk ile ırkçı ve mezhepçi zihniyetlerin arasında ilmek ilmek örülmüş çok katmanlı bir hesaplaşma ağı durmaktadır. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaşın 7 Nisan’da iki haftalık ateşkese bağlanmış görünmesi, krizin bittiği anlamına gelmemektedir. Bu ateşkes, kapsamlı bir uzlaşıdan ziyade; tarafların stratejik ve temel hedeflerine ulaşamadığı bir noktada pozisyonlarını gözden geçirmesine imkân tanıyan geçici bir duraklama niteliğindedir. Kalıcı çözüm zemini oldukça zayıftır. Savaşın nihayete ermesi ve barışın sağlanması ise erişilebilir bir hedef olmaktan uzaktır. Bunun içindir ki bugün “ateşkes” diye sunulan tabloyu safdil bir iyimserlikle değil, devlet ciddiyetiyle okumak zorundayız. Çünkü ateşkesin kendisi bile bir güç mücadelesinin aracına dönüşmüş durumdadır. Trump’ın, Hürmüz Boğazı’nın açılması şartıyla iki haftalık ateşkesi kabul ettiklerini, İran’dan 10 maddelik teklif aldıklarını söylemesi; buna karşılık İran’ın da savaş hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi, krizin masaya taşındığını göstermiştir. Anlaşılmaktadır ki silahların geçici olarak susması, hesapların kapandığı değil; gerek sahada gerekse masada yeniden ayarlandığı bir ara safhaya işaret etmektedir. İslamabad’da 12 Nisan’da gerçekleştirilen doğrudan ABD-İran müzakereleri herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermiştir. Yalnızca sahada değil; diplomatik zeminde de bütün ağırlığını sürdüren bu mücadele sonrasında görüyoruz ki ortada bitmiş bir kriz değil; yalnızca biçim değiştirmiş bir bilek güreşi mevcuttur. İslamabad’da sonuçsuz kalan görüşmeler, bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Ortadoğu’da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa yarın Avrupa’nın göbeğinde, Asya’nın düğüm noktalarında ve Afrika’nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımların da önünü açacaktır.

"İsrail, bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur"
Dikkat çekici olan başka bir durum ise İran cephesinde geçici bir frenleme yaşanırken Lübnan cephesi açık tutulmaktadır. İsrail ordusunun Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında yaşanan can kayıpları Siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadığını göstermektedir. Gazze’deki çığlıklar, bugün Lübnan’da yankı bulmaktadır. İsrail’in Lübnan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden saldırıları derhal durdurulmalıdır. Bölgedeki istikrarın sağlanması ve kardeş Lübnan halkının toprakları üzerindeki egemenliğinin tesis edilmesi insani ve vicdani bir gerekliliktir. İsrail’in Suriye, İran ve Lübnan gibi bölge ülkelerini hedef alan saldırılarının arttığı ve geniş bir coğrafyada Amerika Birleşik Devletleri güdümünde ve desteğinde sürdürülen emperyalist faaliyetlerinin yoğunlaştığı görülmektedir. Bölgemizdeki komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak Siyonizm ve emperyalizm lehine yeniden bir güvenlik inşa etmeye çalışan anlayış, yalnızca kaos üretmektedir. İsrail, bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur. İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. ABD’nin şımarık çocuğunun saldırganlığının nasıl tolere edildiği, hatta zaman zaman nasıl teşvik edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.

“Batı’nın insan hakları söylemiyle Ortadoğu’nun gerçekliği arasındaki uçurum artık gizlenemez hâle gelmiştir”
Öte yandan İsrail Meclisinde kabul edilen ve Filistinli siyasi tutuklular için idam cezası yolunu açan düzenleme, Siyonizmin hukuktan ve ahlaktan yoksun yönünü gözler önüne sermektedir. Hukuk eliyle meşrulaştırılmaya çalışan zulüm, siyonizmin İslam’dan almaya çalıştığı intikamının, Filistinli kardeşlerimiz üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün bir başka yansımasıdır. Uluslararası hukuk bu denli ağır bir saldırıya dayanabilecek midir? Eşitlik nerede kalmıştır? Ayrımcılık yasağı kimler için vardır? Batı’nın insan hakları söylemiyle Ortadoğu’nun gerçekliği arasındaki uçurum artık gizlenemez hâle gelmiştir. Demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları adına dünyaya nizam vermeye kalkışanlar, söz konusu Filistin olunca ya derin bir sessizliğe gömülmekte ya da apaçık hukuksuzlukları muğlak ve utangaç cümlelerle geçiştirmektedir. Batı’nın bu sessizliği, hesaplı bir ahlaki körlük ve organize bir siyasi ikiyüzlülüktür.

"Bugünün mücadelesi sadece füze ve uçak meselesi değildir"

Bütün bunlar yaşanırken bölgenin stratejik damarları da ayrı bir baskı altındadır. Hürmüz Boğazı’ndan enerji geçişi ve deniz yollarının güvenliği tartışmaya açılmışken Ortadoğu’da su güvenliği de önem kazanmıştır. Savaş öncesi dönemde de küresel ölçekte en yüksek su sıkıntısı yaşayan coğrafyalardan biri Ortadoğu’dur. İklim değişikliği, kuraklık, talep artışı ve çatışmalar; su kaynaklarını yeni bir rekabet cephesine dönüştürmüştür. Bugünün mücadelesi sadece füze ve uçak meselesi değildir. Yarının çatışma sahaları su, gıda, enerji, altyapı ve lojistik hatları üzerinden şekillenecektir. Sınır ötesi askeri gelişmeler okunurken kaynak güvenliği, ticaret yollarının kontrolü, üretim ağlarının örgüsü ve coğrafyanın medeniyet yapısı birlikte ele alınmalıdır. Bugün bölgedeki her sarsıntı, Türkiye’ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekalet savaşları üzerinden yeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır. Türkiye’yi içeriden tartışmalı hale getirmek, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşımak, Terörsüz Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak, sınır dışındaki kirli hesapların içerideki yankısından başka bir şey değildir. Vaşington - Tel Aviv hattında yaşanan gerilim karşısında bölge devletlerinin etnik, dini ve mezhebi bölücülüğe fırsat vermeyen bir dayanışma çizgisinde kalması hayati meseledir.

“sözde muhalefet, her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir”

İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki tüm gelişmeler karşında Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, bu süreci bahane ederek Milliyetçi Hareket Partisi’nin çizgisini, Türk milliyetçiliğinin fikri omurgasını ve yegane kalesini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet, her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir. Oysa ne idrakleri bu meseleyi kavramaya yeter, ne ufukları bu süreci okumaya yeter, ne de çapları Milliyetçi Hareket Partisi’ni tartmaya yeter. Türk milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler, önce kendi siyasi acziyetlerinin ve fikri savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır.

“Toprağı vatan yapan sadece müdafaa değil; aynı zamanda imardır, ihyadır”
Üzerinde yaşadığımız bu aziz topraklar, kadim Anadolu coğrafyası; bin yıllık Türk yurdudur. Vatan dediğimiz büyük ve mukaddes hakikat; yalnızca taşın, toprağın, dağın, ovanın fiziki varlığından müteşekkil değildir. Vatan; toprağa düşen şehit kanıyla, bayrağı göndere çekmek için ödenen bedelle, bu uğurda çekilen çileyle ve nesiller boyunca bu mirasa gösterilen sadakatle anlam kazanan değerdir. Bir avuç toprağı vatan yapan; o toprağın can pahasına, kan pahasına, anadan ve yardan ayrı düşmek pahasına korunmuş olmasıdır. Vatan; uğruna ölünen, uğruna öldürülen, uğruna direnilen, uğruna feda edilen, nice nesiller hür yaşasın diye serden geçilen tarihî ve millî varlıktır. Ne var ki burada gözden kaçırılmaması gereken hayati bir hakikat daha vardır: Toprağı vatan yapan sadece müdafaa değil; aynı zamanda imardır, ihyadır. Üreten, eken, biçen; alın teriyle bereketlendiren ellerdir. Şehidin kanı toprağa vatan mührünü vuruyorsa çiftçinin emeği de o mührü bütünlemektedir.

"Türk milliyetçisi için toprağı düşmana karşı müdafaa etmekle toprağı işlemek arasında mahiyet farkı yoktur"

Askerimizin koruduğu, çiftçimizin işlediği, milletimizin üzerinde devlet kurduğu toprak işte böyle vatan olur. Uğruna can verilmiş fakat terk edilmiş bir toprak parçası; zamanla sadece hatıralarda ve hamasi vecizlerde yaşayan bir kayba dönüşecektir. Ekilip biçilen, üretimle zenginleşen, nesilden nesile aktarılarak aidiyet kazanan toprak ise vatan olma vasfını her geçen gün yeniden teyit eder. Türk milleti, tarih boyunca pek çok badire atlatmıştır. Kıtlık zamanında duruşunu yitirmeyen, yoklukta direncini kaybetmeyen; toprağını namusu bilen, namusunu son nefesine kadar muhafaza eden büyük bir millettir. Türk milliyetçisi için toprağı düşmana karşı müdafaa etmekle toprağı işlemek arasında mahiyet farkı yoktur; bunlar aynı milli şuurun iki ayrı cephesidir. Biri istiklalin kanla kazanılmış yüzüdür, diğeri istiklalin alın teriyle inşa edilmiş yüzüdür. Biri hududu muhafaza eder, diğeri o hududun içindeki hayatı ayakta tutar. Biri devleti saldırıya karşı korur, diğeri milletin nasibini sinesinde tutar.

"Tarım, milli mukavemettir"
Tarım, yarınlarımızı bugünden koruma iradesidir. Tarım, tam bağımsız, büyük ve güçlü Türkiye’dir. Türk milleti, kriz anında kapı kapı dolaşacak, başkasının lütfuyla yaşayacak, yardım eli uzanmasını bekleyecek bir millet değildir. Türk milleti kendi emeğiyle ayağa kalkmış, kendi iradesiyle tarih yazmış, kendi alın teriyle kıtlıkları yarmış büyük bir millettir ve kıyamete kadar öyle kalacaktır. Bize düşen, toprağı küstürmemektir. Bize düşen, çiftçiyi yalnız bırakmamaktır. Bize düşen, köyü boşaltan değil milletin efendisi olan köylüyü yaşatan politikaları hâkim kılmaktır.

Merhum Aşık Veysel ne güzel söylemiştir:

“Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sâdık yârim kara topraktır.”

Kara toprağa terini katık edip soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ve köylümüzü ezdirmemek de elbette bize düşecektir. Hem çiftçimizin alınterine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazancımıza göz dikenlere de göz açtırmamalıyız. Tarımsal üretim alanında milletin emeği ve alın teri üzerinden haksız kazanç devşirerek kâr maksimizasyonu hedefleyen fırsatçılar tek tek belirlenmeli ve nerede gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır.

"Çocuklarımızın sofrasını korumak, geleceğimizi korumaktır"
Tarım aynı zamanda nesillerimizin beden ve zihin sağlığını ilgilendiren milli bir meseledir. Bugün GDO’lu gıdalar, denetimsiz üretim biçimleri, tedarik zinciri bozulmuş gıdalar, kimyasal yoğunluk, sağlıksız tüketim kalıpları ve ithalata dayalı beslenme alışkanlıkları Türk evlatlarının bedenine ve ruhuna yönelmiş en büyük tehlikedir. Gıda güvenliği kadar güvenilir gıdaya ulaşma konusu da son derece önemlidir. Güvenilir gıdaya erişim konusu, Türk milletinin yarınını hangi bünyeyle, hangi dirençle, hangi şuurla taşıyacağının meselesidir. Çocuklarımızın sofrasını korumak, geleceğimizi korumaktır. Hatırlar mısınız çocukluğumuzda okullarda düzenlediğimiz yerli malı haftasını? Evimizde olanı elimizle bölüp paylaştığımız yerli malı haftaları işte tam da bu meselenin muhafızıydı. Belki mütevazıydı. Belki sade görünürdü. Ancak mesaj açıktı. Varlığı da yokluğu da şükrü de sabrı da bilen çocuklarımız için bir ahlak kazanımıydı. Çocuklarımızın birlikte yedikleri meyveler, onlara paylaşmayı da nimetin kıymetini bilmeyi de öğretirdi.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?