
Bir insan, bundan yaklaşık bin sekiz yüz yıl önce İzmir’de bir duvara birkaç kelime yazdı. Belki sevdiğinin adını, belki kızgınlığını, belki de yalnızca yaşadığı dünyada küçük bir iz bırakmak istedi. Kim olduğunu bugün bilmiyoruz. Adı tarihin büyük kitaplarında geçmedi. Fakat eliyle bıraktığı çizgi, aradan geçen yüzyıllara rağmen hâlâ Smyrna Agorası’nın duvarlarında duruyor.
Smyrna, bugünkü İzmir’in antik çağdaki adıdır. Antik kent yaşamının merkezlerinden biri olan agora ise Eski Yunancada “toplanma yeri, kent meydanı, çarşı ve pazar yeri” anlamlarına gelir. Agora yalnızca alışverişin yapıldığı bir alan değil; yönetimin, sosyal hayatın, inancın ve kültürel etkinliklerin de buluştuğu önemli bir kamusal mekândı. Smyrna Agorası bugün İzmir’in Konak ilçesinde, Basmane-Namazgâh bölgesinde, Kemeraltı ile Kadifekale arasında yer almaktadır. Antik Smyrna’nın devlet agorası olarak kullanılan bu alan, Helenistik Dönem’de kurulmuş; günümüze ulaşan önemli bölümleri ise MS 178 yılında meydana gelen büyük depremin ardından Roma Dönemi’nde yeniden inşa edilmiştir. Bugünkü İzmir’in kalabalığı içerisinde geçmişin sesini duyabileceğimiz en özel yerlerden biri hiç şüphesiz burasıdır. Ancak Smyrna Agorası’nı yalnızca sütunları, kemerleri ve anıtsal mimarisi önemli kılmaz. Bazilikanın bodrum katındaki sıvalı duvarlar üzerinde günümüze ulaşan grafitiler, antik Smyrna’da yaşamış sıradan insanların dünyasına açılan küçük pencereler gibidir.
Roma Dönemi’ne tarihlenen bu duvar yazıları ve çizimlerin bir bölümü kazıma yöntemiyle, bir bölümü ise antik dönemde kullanılan koyu renkli mürekkeple yapılmıştır. Araştırmalarda aşk oyunlarından sevgili isimlerine, gladyatör mücadelelerinden yelkenli gemilere, kuşlardan bilmecelere kadar oldukça farklı konuların duvarlara işlendiği tespit edilmiştir. İşte bu noktada taş, yalnızca mimarinin bir unsuru olmaktan çıkar; insana dair bir hafızaya dönüşür. Çünkü tarih çoğu zaman bize imparatorlardan, savaşlardan, büyük yapılardan ve devletlerden söz eder. Oysa Smyrna’nın duvarlarında karşımıza çıkanlar tarihin büyük kahramanları değil, gündelik hayatın insanlarıdır. Seven, öfkelenen, eğlenen, rekabet eden, bir gemiyi seyreden ya da aklından geçen küçük bir cümleyi duvara bırakan insanlar…
Grafitilerde Smyrna, Ephesos ve Pergamon arasındaki kent rekabetinin izlerinin görülmesi de son derece dikkat çekicidir. Antik dünyanın önemli kentleri arasındaki bu rekabet yalnızca yöneticilerin ya da seçkinlerin meselesi değildir; kent insanının söylemlerine kadar yansımıştır. Böylece duvarlardaki birkaç kelime, bize bir Smyrnalının yaşadığı kente nasıl bağlandığını dahi anlatabilmektedir. Smyrna grafitilerini özel kılan bir başka unsur ise antik çağdan günümüze ulaşan yazılı belgelerin önemli bir bölümünün resmî ya da dinî nitelikte olmasına karşılık, burada sıradan insanların günlük yaşamına ilişkin izlerin korunmuş olmasıdır. Bu nedenle söz konusu grafitiler, antik Smyrna’nın gündelik hayatını anlamamız açısından son derece kıymetlidir. Belki de insanın değişmeyen tarafı tam burada saklıdır. Bugün bir duvara adını yazan, sevdiğinin baş harfini kazıyan ya da “Ben de buradaydım” demek isteyen insanla yaklaşık bin sekiz yüz yıl önce Smyrna’da yaşayan insan arasında düşündüğümüzden daha az mesafe vardır.
Şehirler yalnızca büyük anıtlarıyla yaşamaz. Bazen bir medeniyetin en gerçek hikâyesi, gösterişli bir yapının kitabesinde değil; kim tarafından yazıldığı bile bilinmeyen küçücük bir duvar yazısında saklıdır. Bizler de bu izlerin peşinde, taşın hafızasında saklı kalan insanı arıyoruz.






