
Hayatını Türk Kültürüne, Efe’liğe ve Zeybek oyunlarına adayan, binlerce öğrenci yetiştiren, kültürümüzü gidebildiği her yerde yaşatan bir yürektir Aydın Çelebi… Orta halli bir Türk ailesinde dünyaya geldi… Babasının tayini sebebiyle yerleştikleri İzmir’de hayatı değişti. Bir dava adamı onun hayatına “yön" verdi.
Türklüğü, Atatürk’ü en önemlisi varlığımızın sebebi hayat kaynağımız kültürümüzü çok sevdi… Mücadelesi ve hayatı hep bu yolda aktı… Yarım asır… Aydın Çelebi gönlüyle, ruhuyla ve aşkıyla bu yoldan hiç ayrılmadı… İzmir’e Bakış olarak biz sorduk, o cevapladı…
1- Hocam kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1958 yılında Erzincan’da doğdum. Memur çocuğuyum. İlk ve ortaokul eğitimimi Erzincan’da, babamın 1974 yılında İzmir’e tayini nedeniyle lise eğitimimi İzmir Mithat Paşa Meslek Lisesi’nde tamamladım. Lise yıllarında Türk Halk Oyunları ve sporla ilgilendiğim için üniversiteyi 1977 yılında Voleybol ve Türk Halk Oyunları branşlarından Manisa Gençlik ve Spor Akademisi’nde yetenek sınavını kazanarak okudum.
Aynı yıl Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde akademisyenliğe başlayarak Atatürk Üniversitesi’ne bağlı Erzincan Eğitim Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olarak görev yaptım. Askerlik dönüşü 1984 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’ne geçebilmek için açılan akademisyenlik sınavını kazanarak, 1995 yılına kadar 11 yıl görev yaptım.
Bu arada Konya Selçuk Üniversitesi’nde Türk Halk Oyunları alanında yüksek lisansımı tamamladım ve uzmanlık diplomamı aldım. 1995 yılında Muğla Üniversitesi’ne Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu kurmak üzere görevlendirildim. Kurduğum okulda 2024 yılına kadar öğretim görevlisi olarak 41 yıl çalışıp akademik hayatımı emeklilikle sonlandırdım.
Özetle 41 yıl üniversitelerde Voleybol ve Türk Halk Oyunları alanında eğitim vererek binlerce öğretmen, antrenör ve ekipleri yetiştirdim. Ayrıca Türk Halk Oyunları Federasyonunda yıllarca seçici kurul üyeliği ve hakemlik yaptım.
YARIM ASIRDIR SÜREN MÜCADELE
2- Folklörümüzün bir dalı olan Türk Halk Oyunları ile ilgilenmeye ne zaman başladınız? Sizi bu alana sevk eden neydi?
1975 yılında lise birinci sınıfta iken İzmir İkiçeşmelik Halk Eğitim Merkezi Müdürü rahmetli Kemal Fedai Coşkuner büyüğümüzün teşvikiyle, Halk Eğitim adına İkiçeşmelik'te bir ilkokulun salonunda önce Artvin yöresi sonra Kafkas yöresi Halk Oyunları çalışmalarına başladım.
Çok sıkı çalışmalar sonucu oluşan bu ekiple ülkemizin çeşitli bölgelerinde, resmi açılışlarda, milli günlerde, fuardaki etkinlik ve festivallerde gösteriler yapmaya başladık. Kısa sürede aranan ekip haline geldik.
Beni bu alana sevk eden, milliyetçi düşünceye sahip olduğum için sorumluluk duygusuyla Türk kültürüne sahip çıkma ve yaşatma sevdasıydı. O yıllarda Kafkas bölgesi Rusya’nın esareti altında idi. Esaretten kurtulmaları için kamuoyu oluşturup duyarlılığı artırmak adına, Şeyh Şamil şiiriyle oyuna başlar, aldığımız millî tepkiler beni halk oyunlarına daha çok sevk ederdi.
Halk oyunları birikimimin olması benim Spor Akademisi sınavını başarmama neden oldu ve 4 yıl uzmanlık eğitimi alarak yedi bölgenin oyunlarını öğrendim. Ancak Ege Bölgesi’nde bulunmam nedeniyle zeybek oyunlarına daha çok ağırlık verdim.
Yaklaşık 50 yıldır, yani yarım asırdır, Türk kültürünün bir parçası olan Türk Halk Oyunlarını öğretiyor, ulusal ve uluslararası sahne ve meydanlarda icra ediyorum.
Ayrıca Türk folkloru ile ilgili konferanslar vererek Türk kültürüne hizmet ediyorum.
YURTİÇİ VE YURT DIŞINDA
3- Paylaşımlarınızdan gördüğüm kadarıyla efelik/zeybeklik kültürü ile yakından ilgileniyorsunuz. Sizce efe-zeybek deyince ne anlamalıyız?
Ben 70 yaşıma yaklaşmama rağmen Türk kültürüne hizmet adına yurt içi ve yurt dışı davetlerde naçizane zeybek oyunlarından örnekler sunarak hizmet etmeye devam ediyorum. Gösterilerimi de sanal alemde örnek olsun, yaşatılsın diye paylaşıyorum. Ben otantik yapının bozulmaması için her oyunu bölgesinde nasıl oynanıyorsa o şekilde oynuyorum. Kendim figür icat etmiyorum. Bence bu, bilinen oyunların bozulması ve yok olması anlamına gelir. Oyunların yaşaması için bölgesinde nasıl oynanıyorsa o şekilde oynanması lazım. Tavır, duruş, üslup, fizik yapım ve bıyığımın dikkat çekmesi, en önemlisi oyunları izleyene orijinalinde olduğu gibi seyirciye aktarmam ilgi çekiyor, talebi artırıyor.
Efe-Zeybek-Kızan askerlikteki gibi bir rütbe sıralamasıdır. Kızan olmadan zeybek, zeybek olmadan efe olamazsın. Zeybek kızana, efe zeybeğe yaşayışıyla örnek olmalı ki yetişsin.
Efe oyunu kalkmadan zeybek oyuna kalkmaz. Bu büyük bir saygısızlıktır. Yani bir hiyerarşi ve liderlik silsilesi vardır.
Efe, zeybek grubunun lideridir. Akıl hocası ve otoritedir; sözü kanundur. Zeybekler, efenin emrinde silahlı savaşçılardır. Efe’nin yardımcılarıdır.
Kızanlar ise gruba yeni katılmış, yetişecek adaylardır.
Bu ayrışma ve sıralama oyunlara da yansır. Hatta giyimleri dahi farklıdır.
EFE ALLAH’IN HUZURUNDA EĞİLİR
4- Türk Kültüründe Efeliğin yeri nedir?
Efelik, sadece sahneye çıkıp oynamak değildir. Efelik tavır ve duruşu ile tarihimizin en zorlu ve kritik dönemlerinde millet olarak temsil ettiğimiz karakterlerimizle, toplumsal direnişin örneklerini vermiş, milletimizce kabul görmüş ve yüz akı olmuş dünyaya mesajlar vererek Türk’ün özel yaratılışından gelen karakteristik özelliğini dünyaya göstermiş, tarih yazarak Türk kültüründe yerini almıştır. Ben oyuna başlamadan önce Efe yalnız YARADA’ NIN huzurunda ve bayrağımın önünde diz çöker diye oyuna başlarım.
Efe kelimesi; yiğitlik, cesur, mert ve sözünün eri olmak ve doğru yolu gösteren olmak anlamlarına gelir. Bu kavram ve yaşayış biçimi, Türk kültürünün tam merkezindedir.
EN BÜYÜK EFE: ATATÜRK
5- Türkistan köklerimizle Batı Anadolu efelik kültürünün bağlarını nasıl anlatırsınız?
Türk tarihi binlerce yıl öncesine dayanan Orta Asya’dan beslenen köklü bir geçmişe sahiptir. Tarih boyunca Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar gibi devletler bu topraklarda kurulmuştur. Devletler kahramanlık gösterip bedel ödenerek kurulur. Efeler de soylarından gelen bu karakteristik özellikleriyle Batı Anadolu’da varlığını gösterip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuşlardır. En büyük efe Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
EFE, TEK BAŞINA VE ÖZGÜRDÜR
6-Sizce Zeybek oyunlarının diğer oyunlarımızdan farkı nedir?
O kadar çok ve farklı oyunlarımız var ki sayıyla tespit etmek mümkün değil. Öyle ki bazı bölgelerde aşağı mahallenin oyunu ile yukarı mahallenin oyunu farklı olabiliyor. Bazı oyunlarımız unutulduğu gibi yeni oyunlar anonim olarak ortaya çıkmakta. Bu bizim kültürümüzün zenginliğini ortaya koymakta. Bu sadece Türkiye ile sınırlı değil, sınır dünyanın neresinde Türk varsa oraya kadar uzanıyor. Yani ben bütün oyunları biliyorum demek yanlış olur.
Zeybek oyunlarımız ağır, kıvrak ve kırık zeybek olarak sınıflandırabiliriz. Zeybek oyunları elden ve omuzdan tutulmadan oynanır. Yani halay ve horon bölgesindeki oyunlar gibi değildir. Bireysel olarak oynanır. Efe özgür olduğu için kendi becerisiyle stilini ve hücrelerini serbestçe sergiler. Zeybek figürleri genelde ağırbaşlılık üzerine kuruludur. Her hareketinde cesaret ve çevikliği simgeler. Çoğu diğer oyunlar eğlence odaklıyken, zeybek izleyiciye kendi duygu ve aldığı hazzı hissettirir. Oynayan adeta kendinden geçer.
7- Zeybek oyunlarının sınırları nereden nereye uzanıyor?
Zeybek oyunları Çanakkale’den başlar; Muğla, Aydın, Denizli, İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi’nde doğup gelişmiş, Akdeniz Bölgesi’nde Burdur, Isparta ve Antalya’ya kadar uzanır. Daha önce dediğim gibi ağır zeybekler, kıvrak-kırık zeybekler ve Teke Yöresi zeybekleri olarak sınırları belirlenir.
DEVLET DESTEĞİ ŞART
8- Milli kültürümüz açısından değerlendirdiğimizde zeybek kültürünü geleceğe taşımak için yapılanlar yeterli mi?
Toplumlar kültürleriyle varlıklarını sürdürebilirler ve kimlik kazanır, anılırlar. Ne yazık ki yapılanları yeterli bulmuyorum. Kültür yarıştırılamaz ama kaybolmasın diye okullar ve kulüpler arasında yapılan yarışmaları destekler olduk. Ben geçmişte değişik bölgelerde seçici kurul üyeliği veya hakemlik yaptığım dönemlerde yarışmalara katılan ekiplerin çokluğu nedeniyle yarışmalar 2-3 gün sürerdi. Şimdi şehirlerde yapılan yarışmalarda 2-3 ekip ancak katılıyor. Yani eğitim sistemi içinde, halk eğitim kurumlarında ve kulüplerde yeterince değer verilmiyor. Halk oyunlarının eğitim kurumlarının müfredatına ders olarak konulması ve kostüm, müzik, eğitici giderleri için devlet desteğinin olması lazım. Yani kültürel faaliyetlerin milli mesele olarak algılanması gerekmekte.
Ne yazık ki medya yoluyla yabancı kültüre gençliğimiz özendirilmektedir ve buna iyi bir gözle bakamayız. Maalesef kültürümüz dejenerasyonla karşı karşıyadır.
9- İcra etmeyi en çok sevdiğiniz zeybek hangisidir?
En zor soru bu olsa gerek. İzmir'de yetiştim, İzmir'de oynanan Harmandalı başta olmak üzere bilebildiğim bütün oyunları oynamayı; Muğla'da yaşadığım için Kerimoğlu, Kadıoğlu ve Muğla Zeybeği'ni oynamayı severim.



