
Belki biraz abartı ve sübjektif değerlendirme olarak görülebilir ama İzmir sadece ülkemizin değil tüm dünyanın en güzel şehridir. Zira zevkler ve renkler tartışılmaz denilir, dolayısıyla bu konu benim açımdan tartışmaya kapalıdır.
İzmir’i güzel yapan pek çok tarihi, coğrafi ve beşeri özelliği bulunmaktadır. Bu özelliklerinin başında 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan tarafından işgal edilen İzmir’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk ordusu tarafından düşman işgalinden kurtarılması ve bununla beraber bağımsızlığın simgesi haline dönüşmesi gelmektedir. Atatürk önderliğinde Türk ordusu, 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz ile düşmana son darbeyi vurarak, 9 Eylül 1922'de şehri kurtarmış ve bağımsızlık mücadelesini zaferle taçlandırmıştır. Tabi ki İzmir’in tarihsel açıdan önemi ve değeri saymakla bitmez. Yine yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomik ve mali açıdan yol haritasının ve politika anlayışının temelini oluşturan ilkesel ve fonksiyonel adım olan, ekonomik bağımsızlık arayışı gibi ulvi bir amaçla 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde toplanan İktisat Kongresi’ne de ev sahipliği yapmıştır. Keza tarihi açıdan birçok eşsiz mimari yapı ve eseri bünyesinde barındırmaktadır. Kültür turizmi açısından değerli ve avantajlı bir pozisyona sahiptir.
İzmir’in coğrafi özellikleri ise dillere destandır. Gerçek anlamda bir kent hüviyetine sahip olan güzel İzmir’in bir liman kenti olması, deniz turizmi açısından Foça, Çeşme, Seferihisar, Aliağa, Dikili ve Urla gibi önemli lokasyonlara sahip olması İzmir’in güzelliğini büyüleyici hale getiren doğal yapı taşları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların yanı sıra havası, suyu, güneşi her şeyi bir başkadır İzmir’in. Aynı zamanda insanlarına da ayrı bir parantez açmak gerekir. İnsanları, Akdeniz ikliminden beslenen özellikler taşır; içten, samimi, güler yüzlü ve yardımseverdir.
Güzel İzmir’in yukarıda özetlenmeye çalışılan ve çok daha fazlası olan bu değerlerinin ve özellikleri bir tarafa yıllardır kronik hale gelen ve önemsenmeyen ve ötelenen sorunları da bulunmaktadır.
Mevcut Anayasamızın 127. maddesi kapsamında; “halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere” kurulmuş olan kamu tüzel kişileri oldukları ifade edilen yerel yönetimler, bu hizmet sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirememektedir.
Ülkemizde mevzuat gereği üzerine daha fazla sorumluluk yüklenen ve en fonksiyonel yerel yönetim birimi olması gereken birimler belediyelerdir. İzmir’de ana arterlere ve nüfus popülasyonunun çoğunluğuna sahip olan ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyesinin kamusal hizmet öncelikleri çoğu zaman olması gerekenin dışında olmuştur.
İzmir halkının acil çözüm bekleyen ve dediğim gibi yıllara sâri temel sorunları devamlı görmezden gelinmiştir. Bu sorunların başında; çarpık kentleşme ve bunun bir nedeni ve sonucu olan gecekondulaşma, alt yapı sorunları ve çevre temizliği gelmektedir. Özellikle İzmir’in genel görüntüsünü düzeltmek, insanlara insanca yaşayabilecekleri ferah yaşama alanları ve belki de en önemlisi depreme dayanıklı yapılar oluşturmak için kentsel dönüşüm elzemdir. Gelin görün ki bu konu yıllardır bilinçli veya bilinçsiz olarak ihmal edilmektedir.
Benzer şekilde altyapı ve üst yapı sorunları da İzmir’de nedense yerel yönetimlerin çok da umursamadıkları bir alandır. Yolların bozuk ve kanalizasyon sisteminin yetersiz, düzensiz olmasından kaynaklı, ani ve sağanak yağışın başlaması ile ana arterler başta olmak üzere neredeyse tüm yollar ve caddeler göle dönüşerek, şehir hayatını çekilmez bir hale dönüşmektedir. Çevre temizliği yine belediyelerin temel sorumluluk alanlarından biridir. Ulusal haberlerde, sıklıkla İzmir, toplanmayan, biriken çöp birikintileri ve atıklarla gündeme gelmektedir. Tabi ki bu çöplerin ve atıkların negatif dışsallıkları sebebiyle halk sağlığını tehdit eden bir unsura dönüşmesi, hastalıklar gibi telafisi güç başka sorunlara sebebiyet verebilir. Şüphesiz bu sayılanlar, İzmir’in imajına ve turistik değerine de zarar vermektedir.
İzmir’i İzmir halkının hak ettiği bir Kent’e dönüştürmek, başta belediyeler olmak üzere İzmir’i seven ve İzmir’e değer veren herkesin sorumluluğundadır. Bunun farkında ve bilincinde olmak ve buna uygun davranmak aynı zamanda bir hemşerilik ve vatandaşlık görevidir. Bu sorunlar mı halk açısından önceliklidir yoksa BİSİCAB gibi projeler mi bunu da değerlendirmek, tartışmak ve tespit etmek gerekir.
Kalın sağlıcakla..




Degerli hocam, elinize ve yüreğinize saglık.