Reklam
BIST 100
13.938,48 1,42%
DOLAR
46,2686 0,15%
EURO
53,5436 -0,02%
GRAM ALTIN
6.277,08 0,31%
FAİZ
42,77 -1,72%
GÜMÜŞ GRAM
101,24 1,17%
BITCOIN
63.546,00 0,20%
GBP/TRY
62,0642 0,08%
EUR/USD
1,1568 -0,09%
BRENT
87,33 -3,37%
ÇEYREK ALTIN
10.263,02 0,31%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
24 °

Yok Olan Ortak Vicdan: Doğa Üzerinden Yeniden Düşünmek

WhatsApp Image 2026-06-06 at 14.11.31

Kurban Bayramı geride kaldı.

Birçok aile sevdikleriyle buluştu, çocuklar denizle buluştu, sahiller doldu, piknik alanları şenlendi. Bayramın bıraktığı güzel anılar kadar geride bıraktığı bazı görüntüler de vardı.

Sahillerde rüzgârın sürüklediği plastik şişeler, mesire alanlarında unutulmuş poşetler, ağaç diplerine bırakılmış atıklar...

Ve tam da bu görüntülerin ardından, İzmir'in farklı noktalarından yükselen orman yangını haberleri geldi.

Bir yanda çöplerle kirlenmiş kıyılar, diğer yanda alevlerle mücadele eden ormanlar...

Aslında ikisi de aynı hikâyenin parçaları.

Çünkü mesele sadece çevre değil.

Mesele, ortak yaşam kültürümüz.

Bazen durup şunu hatırlamak gerekir: Üzerinde tartıştığımız pek çok konu, aslında çok daha temel bir gerçeğe dayanır. Bir nefes hava, bir yudum su ve üzerinde yaşadığımız toprak… Bunlar olmadan hiçbir fikir, hiçbir tartışma ve hiçbir ayrımın anlamı kalmaz.

Bu coğrafyada yaşamak, sadece bir kimlik ya da nüfus kaydı meselesi değildir. Aynı rüzgârı hissetmek, aynı denize bakmak ve aynı toprağın ürününden beslenmektir. Bizi birbirimize bağlayan en temel ortaklık, çoğu zaman farkına bile varmadığımız bu doğal zemindir.

Ancak son yıllarda bu ortak zeminin giderek zayıfladığını görüyoruz. Şehirleşme, hızlanan yaşam temposu, dijital dünyanın sürekli dikkati bölmesi ve gündelik kaygılar, doğayla kurduğumuz bağı daha kırılgan hale getiriyor. Bunun en görünür örneklerinden biri de bayram ve tatil dönemlerinde ortaya çıkıyor. Gün boyu keyifle vakit geçirdiğimiz sahillerin, piknik alanlarının ve ormanlık bölgelerin ardından geride bıraktığımız atıklar, aslında doğayla olan ilişkimizi yeniden sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.

Oysa bir alanı temiz bırakmak sadece çevreyi korumak değil; ortak yaşam kültürüne duyulan saygının da göstergesidir. Çünkü bırakılan her çöp, sadece görüntü kirliliği oluşturmaz. Toprağa, suya, canlılara ve gelecek nesillere uzanan bir zincirin parçası haline gelir.

Bir ağaç kesildiğinde sadece bir ağaç kaybolmuyor; bulunduğu yerin mikro dengesi, gölgesi, sesi ve hafızası da değişiyor. Bir dere kuruduğunda yalnızca su azalmaz, o bölgenin yaşam ritmi de sessizce dönüşür. Bir orman yandığında ise kayıp, sadece görüntüyle sınırlı kalmaz; ekosistem ve uzun vadeli yaşam dengesi de etkilenir.

Son yıllarda İzmir'in farklı bölgelerinde yaşanan orman yangınları, bu gerçeği yeniden gözler önüne serdi. Saatler içinde yükselen alevler yalnızca ağaçları değil; kuşların yuvalarını, canlıların yaşam alanlarını ve yıllar içinde oluşmuş doğal dengeyi de tehdit etti. Yangınların ardından geriye kalan siyahlaşmış tepeler, aslında kaybettiğimiz şeyin yalnızca bir orman olmadığını anlatıyor.

Bu noktada önemli bir gerçek var: Doğa, bizim kimliklerimizi, görüşlerimizi ya da farklılıklarımızı dikkate almaz. Kuraklık herkesi etkiler, yangın herkese zarar verir, kirlilik herkesi aynı şekilde sınar. Doğa, insanlar arasında ayrım yapmaz; ama sonuçlarını hep birlikte yaşarız.

Genellikle çevre sorunlarını ayrı bir alan, gündelik hayatın dışında bir konu gibi düşünme eğilimindeyiz. Oysa doğa, hayatın kendisidir; onun dışında bir şey değil.

Bu nedenle mesele yalnızca çevre koruma meselesi değil, aynı zamanda yaşamı nasıl sürdürmek istediğimizle ilgilidir.

Bir yandan eğitimde fırsat eşitliğini, adaleti ve daha iyi bir gelecek talep ederken; diğer yandan o geleceğin yaşayacağı toprağı korumayı ihmal edemeyiz. Çünkü üzerinde yaşam olmayan bir gelecek, yalnızca bir fikirdir.

Doğaya bakışımız aslında topluma bakışımızı da yansıtır. Sadece kendi alanını korumaya odaklanan bir yaklaşım, zamanla ortak alanı zayıflatır. Oysa suyun, havanın ve toprağın ortak olduğu bir dünyada, “biz” duygusu da bu ortaklıktan beslenir.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: Bu topraklar üzerinde sadece yaşayan insanlar değil, aynı zamanda ortak bir sorumluluğu paylaşan bir toplulukuz.

Kurban Bayramı'nın ardından sahillerde kalan çöpler de, yaz aylarının başında yaşanan orman yangınları da aslında aynı soruyu soruyor: Bu toprakları sadece tüketilecek bir alan olarak mı görüyoruz, yoksa gelecek nesillere emanet edeceğimiz ortak bir miras olarak mı?

Bu yüzden doğayı korumak, sadece çevreci bir tercih değil; birlikte yaşamanın asgari şartıdır.

Bugün atılacak küçük adımlar bile önemlidir. Piknik yaptığımız alanı temiz bırakmak, sahilden ayrılırken atıklarımızı toplamak, yangın riski taşıyan davranışlardan kaçınmak, suyu israf etmemek ve bir ağacı korumak... Bunlar küçük gibi görünen ama büyük sonuçlar doğuran sorumluluklardır.

Ve belki de en önemlisi, yeni nesillere sadece şehirleri ve ekranları değil; toprağı, suyu, ormanı ve doğayı da tanıtabilmektir.

Çünkü doğa yalnızca dışımızda olan bir şey değil; içinde yaşadığımız hayatın kendisidir.

Ve doğa iyileştiğinde, aslında biz de iyileşiriz.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?