Reklam
BIST 100
14.200,20 3,62%
DOLAR
45,9116 0,03%
EURO
53,4259 0,03%
GRAM ALTIN
6.625,11 0,09%
FAİZ
43,40 -0,80%
GÜMÜŞ GRAM
111,02 0,46%
BITCOIN
67.228,00 -5,78%
GBP/TRY
61,8825 0,14%
EUR/USD
1,1631 0,00%
BRENT
96,17 1,25%
ÇEYREK ALTIN
10.832,06 0,09%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
24 °

Kendi Geleceğimizden Çalmak: Bir Çocuk, Bir Ülke, Bir Adalet

WhatsApp Image 2026-05-17 at 22.09.21

“Bir memleket isterim, şehrinden dağ köyüne bütün çocukları umut dolu olsun…”

Cahit Sıtkı’nın “bir memleket isterim” şiirine bir ekleme yapma hakkımız olsa yukarıdaki dizeyi yazardım…

***

Bir ülkenin gerçek zenginliği nedir?

Toprağının bereketi mi?...
Yer altı kaynakları mı?
Ya da büyük binaları, yolları, teknolojisi mi?

Hayır!

Bir ülkenin asıl serveti; her sabah okul yoluna çıkan çocuklarının zihnidir.

Bununla beraber “bir milletin geleceği, çocuklarına sunduğu imkân kadar büyür” de diyebiliriz…

Bugün Türkiye’nin en büyük meselelerinden biri tam da burada duruyor: Eğitimde fırsat eşitsizliği!!!

***

Üstelik bu mesele yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki, toplumsal ve stratejik bir meseledir. Çünkü eğitimde adalet zedelendiğinde, yalnızca bireyler değil, ülkelerin geleceği de zayıflar.

Bir çocuğun hayali, doğduğu mahallenin posta koduyla sınırlı kalıyorsa; orada yalnızca yoksulluk değil, adalet sorunu vardır.

Bugün bu ülkede milyonlarca çocuk aynı sınavlara giriyor ama aynı şartlarda hayata başlamıyor. Bazıları en iyi imkânlarla büyürken, bazıları daha yolun başında geride kalıyor.

Oysa zekâ; ne bir ideolojiye göre dağıtılır ne de bir cüzdana göre.

Cevher her yerde doğar. Ama fırsat her yere ulaşmaz!

İşte asıl sorun da budur…

***

Eğitimde fırsat eşitliği sağlayamadığımız her gün, aslında yalnızca çocuklarımızın değil, kendi geleceğimizin de cebinden çalıyoruz.

Belki bir bilim insanını, belki bir mühendisi, belki bir sanatçıyı ve belki de bu ülkenin kaderini değiştirecek bir kahramanı daha çocukken kaybediyoruz.

Ve çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz.

Toplumların çöküşü bazen büyük krizlerle değil, sessizce kaybolan potansiyellerle başlar.

Daha da önemlisi, fırsat eşitsizliği yalnızca ekonomik bir uçurum üretmez; toplumsal güveni de aşındırır.

Bir gencin “Ne kadar çalışırsam çalışayım karşılığını alamayacağım” dediği yerde umut zayıflar. Umudun zayıfladığı yerde ise ne liyakat güçlenebilir ne de kalkınma kalıcı olabilir.

Bu yüzden mesele yalnızca eğitim değildir.

Mesele; adalet duygusunun toplumun her kesiminde hissedilip hissedilmediğidir.

Kutuplaşmış toplumların en büyük yanılgısı, yalnızca kendi çevresinin çocuklarını düşünmesidir.

Oysa bir ülke, sadece kendi mahallesindeki çocuklar başarılı olduğunda değil; en uzak köşedeki çocuk da hayal kurabildiğinde güçlenir.

Çünkü gerçek kalkınma, fırsatın belli çevrelerde toplanmasıyla değil; ülkenin tamamına yayılmasıyla mümkündür.

Artık eğitimde adaleti günlük siyasi tartışmaların ötesinde bir “milli mutabakat” konusu olarak görmek zorundayız.

Çünkü bu mesele herhangi bir partinin, ideolojinin veya grubun değil; doğrudan ülkenin geleceği meselesidir.

Bir çocuğun kaderi bazen karşısına çıkan tek bir insanla değişebilir.

Bazen bir kitapla… Bazen bir bursla… Bazen yalnızca “Sen yapabilirsin” diyen bir sesle…

Bu yüzden hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekiyor:

Bu ülkede yalnızca kendi çocuğumuzun başarısıyla mı ilgileniyoruz, yoksa başka çocukların geleceği için de sorumluluk hissediyor muyuz?

Çünkü kendi çocuğumuzun iyi eğitim alması bizi bugün kurtarabilir.

Ama bu ülkenin bütün çocuklarının adil eğitim alması, hepimizin yarınını kurtaracaktır.

Ve belki de gerçek vatanseverlik tam burada başlıyordur: Bir çocuğun hayalinin yarım kalmasına sessiz kalmamakta.

***

Son söz üzerine… “Devlet Baba, Edirne’den Kars’a bütün çocuklarımızın yüzü ve umudu sana dönük”…

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.
Gamze Sanlı 18.05.2026 21:05

👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏

Yanıtla
Sevim Duran 20.05.2026 00:42

Tebrikler 👍👏👏👏

Yanıtla