
Bir zamanlar, pek de uzak değil hani; Çocuk sesleri yankılanırdı müstakil evlerimizden...
Bugün ise birçok evden dışarıya yalnızca ekranların mavi ışığı yansıyor.
Aynı evin içinde yaşayan insanlar, artık birbirlerinin hayatına eskisi kadar temas etmiyor.
Aynı sofrada oturan aileler birbirine değil, ekranlara bakıyor.
Ve belki de çağımızın en sessiz dönüşümü tam da burada yaşanıyor.
Çocuklarımız artık yalnızca fiziksel dünyada değil; algoritmaların, bildirimlerin ve sürekli onay arayışının içinde büyüyor.
Sanal bir “like” ile mutlu oluyor, bir yorumla kırılıyor, kendi değerlerini hiç tanımadıkları insanların tepkileri üzerinden tanımlamayı öğreniyorlar.
Aslında sorun teknoloji değil.
Sorun telefonlar da değil!
Asıl mesele; dijital dünyaya bağlanırken birbirimizle olan bağlarımızı zayıflatmış olmamızdır…
Biz yetişkinler ekranlarda haklı çıkmaya çalışırken, çocuklarımız sessizleşiyor!
Görülmek için daha fazla dikkat çekmeye, sevilmek için daha fazla onay beklemeye alışıyorlar.
Bir nesil internete bağlandı.
Ama giderek birbirinden kopuyor!
Bu mesele siyasi değil.
Kültürel ya da ideolojik bir tartışmanın da ötesinde…
Çünkü mavi ışık; sağcı-solcu, zengin-fakir, genç-yaşlı ayırmıyor.
Bu sanal dünya, bu ekran taarruzu;
Bir çocuğun çocukluğunu…
Bir annenin dikkatini…
Bir babanın sesini…
Bir ailenin birlikte geçirdiği zamanı, çalıyor bizden…
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Aynı evin içinde birbirimize gerçekten ne kadar temas ediyoruz?
Çünkü çocuklar en çok nasihati değil, ilgiyi hatırlar.
Ve hiçbir ekran, gerçek bir göz temasının yerini tutamaz.
Belki bugün küçük bir şey deneyebiliriz:
Bu akşam birkaç saatliğine telefonları sessize almak.
Yemek masasında yalnızca ekmeği değil, sohbeti de paylaşmak bize çok iyi gelecektir…
Evet, evet gelin hemen bu akşam bir dijital ateşkes ilan edelim… Daha çok konuşalım birbirimizle, daha çok bakalım gözlerimizin içine ve daha çok sıvazlayalım birbirimizin sırtını… Daha çok kucaklaşalım sözlerimizle, sımsıkı saralım birbirimizi…
Ve çocuklarımıza:
“Bugün internette ne yaptın?” yerine,
“Bugün seni gerçekten ne mutlu etti?” diye soralım…
Çünkü büyük değişimler, küçük dikkat anlarıyla başlar. Anı yaşayarak değerlenir…




Mavi ekranlarda oynanan, izlenen her ne varsa frekansları da gömmeye başladılar, çoluk çocuk kurtuluş doğada, insanca dayanışma da. Sanal ekranların zararı sanalda kalmıyor.