
Nevrotik bir bekleyişti, bitti. YKS yerleştirme sonuçları açıklandı. Bir yıl boyunca emek veren gençler, şimdi büyük bir heyecanla yeni bir eğitim hayatına hazırlanıyor. Aileler çocuklarının hangi üniversiteye yerleştiğini, hangi bölümü kazandığını konuşuyor.
Ama sonuç tablolarına bakarken, eğitim hayatının daha sessiz bir gerçeğini de sormamız gerekiyor:
Herkese aynı imkânı sunmak, herkesin eşit biçimde öğrenebilmesini sağlıyor mu?
Bence hayır. Eğitimde fırsat eşitliği, herkese aynı imkânı sunmakla başlıyor; ancak orada bitmiyor.
Bir sınıfta bütün öğrencilerin aynı kitabı kullanması, aynı müfredatı takip etmesi ve aynı teknolojik araçlara ulaşabilmesi elbette önemlidir. Fakat bütün bunlar, her öğrencinin aynı öğrenme deneyimini yaşayacağı anlamına gelmez.
Bir öğrencinin anlamadığı bir konuyu yeniden çalışabilmesi, yaptığı hatanın nedenini görebilmesi, eksiklerini tamamlayabilmesi ve ihtiyaç duyduğu anda destek alabilmesi de kaliteli öğrenmenin bir parçasıdır.
Neden mi? Çünkü öğrencinin ihtiyaç duyduğu öğrenme desteği okul içinde yeterince karşılanmadığında, aileler okul dışında başka imkânlar aramak zorunda kalabiliyor.
Özel ders, kurs, deneme sınavları, bireysel takip, eğitim danışmanlığı ve dijital öğrenme kaynakları bazı öğrenciler için eğitim sürecinin tamamlayıcı parçaları hâline gelebiliyor. Bunların hiçbiri tek başına bir sorun değil. Doğru kullanıldığında öğrencinin öğrenmesini güçlendirebilir.
Peki bu desteğe kim, ne ölçüde ulaşabiliyor?
Maalesef çocukların aynı sınava girmesi, sınava aynı koşullarda hazırlandıkları anlamına gelmiyor.
Örneğin sınıfta yan yana oturan iki öğrenciyi düşünelim. Biri anlamadığı bir konuyu özel dersle yeniden çalışabilir, ek kaynaklara ulaşabilir, yaptığı hataları düzenli olarak takip eden birinden destek alabilir. Diğeri ise aynı güçlükle uzun süre tek başına mücadele etmek zorunda kalabilir. Sınıf aynı, öğretmen aynı, sınav aynı… Buna rağmen çalışma ortamları ve hata yaptıklarında alabilecekleri destek birbirinden çok farklı olabilir.
YKS sonuçlarında puanları, sıralamaları ve yerleşilen üniversiteleri görüyoruz. Ancak o sonuca ulaşan öğrencinin hangi kaynaklara sahip olduğunu, ne kadar rehberlik aldığını ya da anlamadığı bir konuyu yeniden öğrenebilmek için ne kadar destek bulabildiğini göremiyoruz.
Bazen aradaki fark bir puanla değil, bir çocuğun kendisi hakkında kurduğu cümleyle ortaya çıkıyor:
“Ben yapamıyorum.”
Bir çocuk, ihtiyaç duyduğu desteğe zamanında ulaşamadığında yalnızca bir konuyu kaçırmayabilir. Kendi öğrenebileceğine dair inancını da kaybetmeye başlayabilir.
Eğitimde fırsat eşitliğini yalnızca “herkese aynı şeyi vermek” olarak düşünmemeliyiz.
Her öğrencinin ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşabilmesini nasıl sağlayabiliriz?
Eğer bir öğrencinin eksiklerini gidermek için ihtiyaç duyduğu destek okul içinde yeterince karşılanamıyorsa, bu destek okul dışında satın alınabilir bir hizmete dönüşebiliyor.
Sonuçta ekonomik güç, çocuğun eğitim fırsatlarını belirleyen unsurlardan biri hâline geliyor.
Sorun özel ders alan öğrenci değildir. Sorun, nitelikli öğrenme desteğine erişimin giderek daha fazla ödeme gücüyle ilişkilendirilebilmesidir.
Eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek için öğrencinin okul dışında satın alabileceği desteği tartışmakla yetinemeyiz. Okulun içinde, öğrencinin öğrenme ihtiyacını fark eden ve o ihtiyaca zamanında karşılık verebilen, erişilebilir destekleri de güçlendirmeliyiz.
Bir öğrencinin anlamadığı konuyu yeniden öğrenebilmesi, yaptığı hatayı fark edebilmesi ve eksik kaldığı noktada destek alabilmesi ailesinin ekonomik gücüne bağlı olmamalıdır. Fırsat eşitliği, öğrencinin ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşabildiği zaman gerçek anlamını buluyor.
18 Ağustos’ta YKS yerleştirme sonuçları açıklandı. Gençler yeni bir eğitim hayatına hazırlanıyor. Aileler, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını görmenin heyecanını yaşıyor.
Ben de 2026-YKS sonuçlarının ardından üniversite öğrencisi bir çocuğun babası olarak, sonuç tablolarının ötesinde şu soruyu düşünüyorum:
Bir çocuğun geleceği ne kadar paraya bağlı olmalı?



