
“Yoldaş olalım ikimiz
Gel dosta gidelim gönül
Haldaş olalım ikimiz
Gel dosta gidelim gönül” Yunus Emre (KSA)
***
Daha önce nezakete değinmiştik. İnsandan devam etmek istiyorum. Bu hafta “Dostluk ve yardımlaşma” üzerine hasbihal edelim.
Bazen bir insanın hayatımızdaki yerini, onunla ne kadar güldüğümüz değil, zor zamanlarımızda yanımızda olup olmadığı gösterir. Dostluk yalnızca birlikte güzel zaman geçirmek değildir. Yardımlaşma da yalnızca ihtiyacı olana bir şey vermek değildir.
İkisinin ortak noktasında çok daha eski ve temel bir insanlık meselesi var: İnsan, başka insanlara karşı ne kadar sorumludur?
Yıllar içinde çocuklarla, gençlerle ve ailelerle yaptığım görüşmelerde bunu sıkça gördüm. Bir çocuk kendisine alınan hediyeden çok, ihtiyaç duyduğu anda yanında duran kişiyi hatırlıyor. Bazen bir gencin yaşadığı bir sıkıntıyı anlatırken, kendisine söylenen sözlerden çok, o sırada yanında kimin bulunduğunu hatırladığını görüyorum.
Dostluğun gerçek anlamı da galiba burada başlıyor. İyi günlerde birlikte gülmek kolaydır; asıl mesele, zor günlerde birbirimizi yalnız bırakmamaktır.
Bu düşünce yalnızca bizim kültürümüze ait değil.
İslam, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmayı; zekâtı, sadakayı, komşuyu, yetimi ve ihtiyaç sahibini gözetmeyi önemser. Hristiyanlık sevgiyi ve merhameti davranışa dönüştürür. Yahudi geleneğinde yardım, adalet ve sorumlulukla birlikte düşünülür.
Budizm şefkati, Hindu gelenekleri cömertlik ve paylaşmayı, Konfüçyüsçü düşünce ise insanın ailesine ve topluma karşı sorumluluğunu öne çıkarır.
Aristoteles dostluğu, insanların birbirlerinin iyiliğini istemesi üzerinden değerlendirirken Stoacılar insanı daha büyük bir topluluğun parçası olarak görür.
Hümanizm insan onurunu, sosyalist düşünce dayanışmayı, liberal düşünce gönüllü yardımlaşmayı, milliyetçi düşünce ortak aidiyet üzerinden dayanışmayı önemser.
Bütün bu yaklaşımlar elbette aynı şeyi söylemiyor. Fakat ortak bir noktada birleşiyorlar: İnsan, hayatını yalnızca kendisini düşünerek kurduğunda eksik kalıyor.
Çocukların ve gençlerin yetişme sürecinde bunu daha fazla hatırlamamız gerekiyor. Bir çocuğun arkadaşının düştüğünü gördüğünde ne yaptığı, zorlanan bir arkadaşına nasıl davrandığı, başkasının sevincine ne kadar içten ortak olabildiği de onun gelişiminin bir parçasıdır.
Yardımlaşma her zaman büyük fedakârlıklar istemez.
Bazen bir çocuğu gerçekten dinlemektir. Bazen yaşlı bir insanın elindeki poşeti taşımaktır. Zor gün geçiren bir arkadaşımıza “Ben yanındayım” diyebilmektir. Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmaktır.
Değerler, çocuklara ne söylediğimizden çok, bizde ne gördükleriyle şekillenir. Çünkü çocuklar, söylediklerimizden çok davranışlarımızı öğrenirler. Belki çocuklarımıza ve gençlerimize bunu daha çok yaşatmanın zamanı gelmiştir.
İnsan hayatında bazı iyiliklerin karşılığı ne paradır ne de teşekkür. Bir insanın hayatında bıraktığımız en kıymetli şey, onun en zor gününde yalnız olmadığını hissettirmektir.
Biz çocuklarımıza kendi hayatlarını kurmayı öğretirken, ihtiyaç duyduğunda başkasının elinden tutmayı da öğretebiliyor muyuz?
***
Dostluk üzerine son sözü de tıpkı ilk sözümüz gibi bir gönül dostuna bırakalım… Zira yola gidilecekse dostla gidilir bu diyarlarda ve gerçekten anlayanlar ve hatırlayanlar da dostlardır;
“Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın” Aşık Veysel (RA)



